BİLDİRİ DETAY

Rıza Ozan EROĞLU
MEKÂN VE SINIR İLİŞKİSİ
 
Bu çalışmanın amacı sınırların sadece belirli materyallerle oluşturulamayacağını, bu kavramın insanla birlikte var olduğunu ve süreceğini belirtmektir bu sebepten sınır kavramını mülkiyet kavramının ortaya çıktığı anla bir okumak yanlış olacaktır. Sınır kavramı, kendini kişisel ihtiyaçları doğrultusunda diğerlerinden ayıran insanla ortaya çıkar. Bu alana özel alan denir. Bir bireyi ya da bir haneyi niteleyebilmekle beraber, bir alan içerisinde birden çok etmenin ilişkisine izin veriyorsa toplumsal alan özelliği de kazanır. Toplumsal alan kavramı fiziki bir alanı nitelerken aynı zamanda birbirini içerisine geçmiş pek çok özel alanın etkileşim sınırlarını da oluşturur. Özel alanın en büyük yükümlülüklerinden birisi mahremiyettir. İnsan eylemlerini ve düşüncelerini burada kamusal olandan ayrı tutar. Böyle bir alanın ihtiyacı, insanın özel ile kamusalın arasındaki sınırı oluşturmasını gerektirmiştir. İçerisinde bulunduğumuz alanın koşulları değiştiği vakit, mekânda ve zamanda olduğunu bildiğimiz farklılık durumu, an içerisindeki eylemlerimizde değişim oluşturur. İnsanlar terk edildiğini düşündükleri alanlarda saldırganlaşma eğilimindedir. Bu durum bellekten gelen bir deneyimlenmişlikle veya ilkel bir dürtüyle açıklanmaya çalışılabilir. Mekanın içerisinde bulunan bir yâda birden fazla eleman bulunduğumuz yerle ilgili bellekteki anılarımıza geri dönerek ilişkili olanlar içerisinden olumlu veya olumsuz bir yargıda bulunmamıza sebep olabilir. Mekânın pek çok alt başlığı vardır, bunlar algılayabildiğimiz hemen her şeyi oluşturur Georges Perec’in söylediği “boşlukta gözünüze takılan şey mekandır” olarak değil, kokladığınız, duyduğunuz, gördüğünüz, tattığınız, hissettiğiniz, fark ettiğiniz her şey mekandır.

Anahtar Kelimeler: Mekân, Sınır, Toplumsal Alan, Özel Alan, Duyu



 


Keywords: